|
Yaklaşık on beş yıl önce “Halkla İlişkiler Giriş” başlıklı ilk kitabımda,
fuarcılığı, pazarlama amaçlı halka ilişkiler yöntemi olarak ele aldıktan
sonra, henüz akademik basamakların başında biri olarak biraz da
kaygılandığımı hatırlıyorum. Öyle ya, kuramsal halkla ilişkiler
yaklaşımıyla, sergi ve fuarlar, daha çok tanıtım işlevini üstlenmekteydi ..
Oysa, halkla ilişkiler, dolaylı tutundurma bileşeni olarak pazarlama
amaçlarına da hizmet ederken, fuarlar da üreticiyle mevcut ya da potansiyel
tüketiciyi buluşturan verimli iletişim ortamlarıdır...
1990’ların ilk yarısında, ülkemizde de popüler hale gelen bütünleşik
pazarlama iletişimi kavramı ise, kaygılarımı tamamen yok ederken, tüketici
ve üreticiyi buluşturan uluslar arası etkinlikler olarak fuarlar, yeni
rekabet anlayışı içinde pazarlama amaçlı iletişimin göz bebeği haline geldi.
Bir yandan, pazarlama duayenleri, pazarlama iletişim çemberini genişleterek,
halkla ilişkiler, kişisel satış, reklam ve satış teşvikle birlikte, doğrudan
pazarlama, fuarcılık, etkinlik yönetimi gibi uygulamaları, bağımsız
bileşenler olarak pazarlama iletişimi stratejilerine dahil ederken, diğer
taraftan, dünyada sınırların daralması ve küresel köy öngörüsünün yaşamın
gerçeği haline dönüşmesi, üretimin artması ve ürün yelpazesinin genişlemesi,
pazarlama stratejisi içerisinde iletişim yönetiminin öneminin altını
çizmektedir…
Sinerji temeline dayanan bütünleşik pazarlama iletişimi açısından, üretici
ve tüketicinin buluştuğu ortamlar olarak fuarcılık, işletmelerin
farkındalıklarının artmasına ve kurumsal itibarlarının inşasına ve ekonomik
canlanmaya katkıda bulunurken , bunların doğal sonucu olarak, uluslar arası
arenada ulusal çıkarlar için de lokomotif işlevi görebilmektedir.
Fuarcılığın ülke ekonomisine olan katkısı, sadece yabancı sermayenin ülkeye
çekilmesi ve ulusal ekonominin canlanması değil, aynı zamanda, işletmelerin,
diğer ülkelerde yatırım olanakları elde etmesi ve ülke tanıtımına katkıda
bulunmasıdır da.
Örneğin, Türkiye’nin en eski fuarlarından olan İzmir Fuar’ı, 74 yıldır ülke
tanıtımına katkıda bulunurken, KOBİ’lere kendilerini anlatabilecekleri
ortamı yaratmakta, kent ve ülke ekonomisine gerek tanıtımın dolaylı bir
sonucu olarak, gerekse yapılan sözleşmelerle doğrudan katkıda bulunmaktadır.
Türkiye’de, pazarda ve sektörde yaşanan gelişimin izlenebilmesine, yeni iş
anlaşmalarının yapılmasına olanak sağlayan, fuarların organizasyonunun
gerçekleştiren, fuar düzenleme belgesi olan 151 firmadan söz
edilebilmektedir. Artık, fuar katılım ve ziyaretçileri adına, stand
kiralama, stand yapımı, transferler, otel rezervasyonları, güvenlik ve
tercümanlık hizmetleri, fuar düzenleme belgesi olan firmalar tarafından
verilirken, katılımlar teşviklerle desteklenmektedir. Bu firmalar verdikleri
hizmetlerle, bir yandan, fuar katılım ve ziyaretçilerinin işini
kolaylaştırırken, diğer taraftan fuarlara talebin göstergesi rolünü de
üstlenmektedirler. Bugün Google arama motoruna fuarlar yazıldığında 966.000
sonuç alınması da sanal ortamda fuarcılığın kapladığı alana ilişkin ip ucu
vermektedir.
Son dört- beş yılın grafiğine bakıldığında ise en azından sayısal olarak
2003 yılında 129, 2004 yılında 158, 2005 yılında 212, 2006 yılında 222
uluslar arası fuarda temsil edilen Türkiye için 2007 yılı için 200 fuardan
söz edilebilmekte
(http://www.dtm.gov.tr/ihr/fuar/milli/2007.xls)29.12.2006.ancak Uluslar
arası fuarcılık derneğine üye ülkelerden bir tanesi olan Türkiye’de Ankara,
İzmir ve İstanbul, fuarcılara en çok seçenek sunan kentler olmasına karşın,
Antalya, Adana, Malatya, Muğla, Bursa Giresun, Yalova ve Tekirdağ’da fuar
alanlarıyla anılmalıdır. Ancak, fuarcılığın sözü edilen amaçlara hizmet
edebilmesi, fuar alanlarının gerek altyapı, gerekse kalite açısından,
ticaret hacmindeki büyümeye paralel biçimde gelişmesiyle yakından
ilişkilidir.
Fuar ve fuarcılığın öneminin anlaşılmış olması, hükümetlerin de bu konuda
destek verme gereğini hissetmelerinin itici gücü olmuş, bazı yasal
düzenlemelerle stratejik yaklaşımın örneklerine giden yolu açmışlardır.
Fuarlara bir konseptle katılma düşüncesi ise, 2006 yılından başlayarak
gelecek yılların konseptinin, “TEDA Projesi Ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti
İstanbul” olarak benimsenmesine zemin hazırlamıştır.
(http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF0D262A49C727F232B91ED266899D29A1)
29.12.2006.
27/12/1994 tarihli ve 94/6401 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe
giren "İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı" dayanak alınarak, Para
Kredi ve Koordinasyon Kurulunun 16/12/2004 tarihli ve 2004/11 sayılı
Kararına istinaden hazırlanan tebliğin birinci maddesiyle, yurt dışında
gerçekleştirilen ticari nitelikli, Türk İhraç Ürünleri Fuarları, Sektörel
Türk İhraç Ürünleri Fuarları ve Milli Katılım organizasyonlarına firmaların
ve uluslararası sektörel nitelikli fuarlara bireysel katılımlarına katkıda
bulunarak ihracat desteklenmesi hükme bağlanmıştır.
Ayrıca, Yurt Dışı Fuarlara İlişkin Organizatör Tanıtım Faaliyetlerinin
Desteklenmesi konusu da tebliğin yedinci maddesinde, Müsteşarlık tarafından
görevlendirilen organizatörün, Türk İhraç Ürünleri Fuarı, Sektörel Türk
İhraç Ürünleri Fuarı ve Milli Katılım organizasyonuna yönelik tanıtım
amacıyla yurtdışında gerçekleştirdiği; defile, fuar alanında düzenlenecek
basın toplantısı ve kokteyl, reklam panoları, afiş, katalog, broşür/kitapçık
biçimindeki tanıtım etkinlikleri, elektronik ortamda tanıtım/videowall,
multivizyon gösterileri, yazılı ve görsel kitle iletişim araçlarında
yayınlanacak reklamlar, toplam alanı 20 m2’yi geçmemek üzere fuar konusu
sektör/sektörlerin tanıtımı ve katılımcı firmalara iletişim hizmetleri
(faks, telefon, internet v.b) vermeye yönelik info stand, harcamaları destek
kapsamına alınmıştır
(http://www.dtm.gov.tr/ihr/fuar/mevzuat/teblig.htm)29.12.2006
Kuşkusuz, ülke ve kurumlar arasındaki imaj ve itibar transferi, fuarcılık
anlayışında devlet katkısının itici gücünü oluşturmalıdır. Ancak uluslar
arası fuarın anılan katkılarından söz edebilmek için, uluslar arası
kavramına uyup uymadığı, Yurt İçinde Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve
Esaslar’ın altıncı maddesine göre, son beş yıl içerisinde üst üste en az üç
kez düzenlenmiş olması, yabancı katılımcı sayısının tüm katılımcı sayısının
yüzde on beşi olması gibi v.d. şartları yerine getirip getirmediği
denetlenmeli, standardizasyona önem verilmeli ve fuarcılığın itibar
erozyonuna olanak tanınmamalıdır. Özellikle itibar açısından, fuarcılıkta
temel sorunsal, hangi kurumların ve hangi ülkelerin fuara katılacağı, fuarın
kim/kimler tarafından düzenleneceği, ne tür imaj oluşumuna zemin
hazırlayacağı gibi soruların yanıtları doğru biçimde verilebilmelidir.
Çünkü, giderek artan rekabet ve büyüyen dünya ticaret hacmi, her alanda
olduğu gibi fuarcılıkta da markalaşmayı zorunlu hale getirmektedir.
Pazarlama iletişiminin temel taşı olan, ulusal ya da Türk markalarının
katıldığı uluslar arası fuarlar, kurumsal ve ulusal itibar yönetimi için
önemli fırsatlara ve yeni bağlantılara zemin oluşturmaktadır.. Bu nedenle,
kalkınmasında ihracat ve turizmi lokomotif olarak gören Türkiye’nin,
fuarcılık strateji ve taktiklerini geniş tabanlı platformda tartışması,
akademik çevrelerle iş dünyasını buluşturması, rasyonel çözümlerin ilk
adımları olarak değerlendirilmelidir.
8 Ocak 2007 Dünya
Gazetesi Fuarcılık Eki
|