Özgeçmiş Kitaplar Makaleler İletişim Güncel Okuma Listesi Ana Sayfa
 
Makaleler
Markalar “Marka Fuarlar”da Buluşmalı....

Kuşkusuz fuarlar bir yandan üretici ve tüketiciyi bir araya getirirken, diğer taraftan ülke ekonomisine de önemli katkılar sağlıyor. Ekonomik ve sosyal canlanmayı destekleyen fuarlar, tabii ki katılımcı firmalar kadar ülke ekonomisine de katkıda bulunuyor.

Atatürk’ün, Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni dünya kamuoyuna tanıtmak ve aynı zamanda ülke ekonomisini canlandırmak amacıyla tüm eleştirileri göğüsleyerek, Karadeniz Gemisi’nin 12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul’dan demir almasını sağlamasının arkasındaki itici güç, bu gerçeğin bilinci değil miydi?

Sanayi ve ticaret yaşamının yeniden düzenlendiği, Cumhuriyet Parası’nın tedavüle sokulduğu, bankaların kurulduğu, uluslararası ticaret anlaşmalarının imzalandığı bir dönemde yönetim ve iletişimin dahiyane bileşkesi olarak Karadeniz Gemisi yüzer fuar olarak denize açılıyordu.
12 ülke ve 16 liman dolaşan ve yanaştığı limanlarda 65.000 kişinin ziyaret ettiği, 2.778 ton kömür tüketerek 9.986 deniz mili kat ettiği ve sefer masraflarının ise 600.000 lira olduğu tahmin edilen (http://www.ntv.com.tr/news/405924.asp 24.12.2007) bu yüzer fuar, maliyetinin çok üzerinde katkı sağlamış olmalı ki, yıllar sonra da halen  konuşuluyor ve 2005 İpekyolu treni projesine de esin kaynağı oluyor.
Türk çinisi, Türk Lokumu, Türk tütünü, kehribar ve Sanayi-i Nefise öğrencilerinin eserleri, ahşap ve deri ürünleri, Beykoz fabrikası ürünleri, madenler, Bursa ve Hereke kumaşları ile Riyaset-i Cumhur Orkestrası’yla Türkiye’den denize açılan Karadeniz Gemisi, bir yandan Genç Cumhuriyetin vizyonu ve misyonunu dünya kamuoyuna anlatırken, diğer taraftan Virginia tütünlerinin tüketildiği dünyada TEKEL ürünlerinin tanınması ve aranmasına neden olmuştu.
Genç Türkiye Cumhuriyetinin görsel kimlik göstergelerinin dünya kamuoyu ile buluşma ortamı olan, 10.000 mil yol alarak yüz binlerce insanı ağırlayan Karadeniz Gemisi, hareketinden 3 ay sonra, 5 Eylül 1926 Pazar günü 86 gün süren yolculuğun ardından İstanbul’da noktaladığı gezinin sonunda Genç Cumhuriyetin pek çok amacına katkıda bulunuyordu.
Kendi ürünleriyle pek çok ülke pazarını buluşturan, ticari anlaşmalara zemin hazırlayan Karadeniz Gemisi, bir fuarın temel amaçlarına da başarıyla hizmet eder.

Tabii ki 1926’dan bu yana çok şey değişti, her türlü bilgi digital ortamda elimizin altında.… Dünya küçüldü, sınırlar kalktı. Ürünler ve üreticiler çeşitlendi. Rekabet inanılmaz ölçülere, iletişim internete taşındı. Ama hala yüz yüze iletişim önemini yitirmedi, hala toplantılar çalışma yaşamında orta düzey yöneticinin çalışma süresi içerisinde bir tam yılını alıyor. Öyleyse ticari ilişkilerde yüz yüze iletişime olanak sağlayan, ürünü tüketicisinin ayağına getiren fuarlar sanal alemin tüm gelişmişliğine karşın pazarlamanın vaz geçilmezi olmayı daha çok uzun yıllar sürdürecek.

Ancak rakiplerin yoğun ileti bombardımanı altında zihinlerimizin berraklığını engelleyen veri dumanının etkisiyle birer Mr Magoo’ya dönüştüğümüzü de hesaba katarsak, benzerler arasından sıyrılabilmenin ve tercih edilebilmenin yegane yolunun bir marka olarak diğerlerinden ayrılabilme becerisinde yattığını kabul etmek kolaylaşır. Zira artık markamız kadar konuşabiliyoruz.
Küreselleşmenin kaçınılamaz sonuçları, ürünlerin kimliğini tanımlayan markaları yaratmak dolayısıyla fuarları marka haline getirmek zorunda bırakıyor. Ürünü zihinlerde de tescilleyen, rakiplerinden ayıran ve onu konumlandıran marka, artık sadece tüketim ürünleri için değil, hatırlanmak isteyen kişiler, kurumlar kısacası üretilen her şey için geçerli ve gerekli. Günümüzde marka kişiliğinden, marka kimliğinden, marka imajından ve marka itibarından söz ediliyor.

Bir etkinlik marka haline geldiği ve markasıyla zihinlerde yer edindiği oranda katılımcı buluyor; ürünler, markalarına atfedilen imajla zihinlerde konumlanıyor ya da sahip oldukları itibar oranında tüketicilerine katkı sağlıyor; katılımcılarına itibarlarını transfer ediyor.

1932’den bu yana Expo’yu düzenleyen BİE’ye 2000’li yıllarda üye olan Türkiye ise 1936 yılından bu yana düzenlenen İzmir Fuarı’na ev sahipliği yapıyor..

Biz de günümüzde yarattığımız markaları yaratacağımız marka fuarlarla tanıtmalı, Marka Fuarları ülkemize taşımalı uluslararası ticaretten payımızı almalıyız diyorsak, 1936 yılında başlayan ve günümüze gelen İzmir Enternasyonal Fuarı bu iş için biçilmiş kaftan...

1906 yılında Milano’nun ev sahipliği ile başlayan Expo serüveninin fuarcılığın önemli bir markasını yaratması İzmir Fuarı’na ışık tutmalı... Fuarcılığın ekonomik ve sosyal yaşama katkısı, ayrılan kaynak, yönetim ve iletişim becerisinin bileşkesi, 75 yıldır süreklilik kazanmış olan ve 1936 yılından bu yana düzenlenen İzmir Enternasyonal Fuarı’nın bir marka haline gelebileceği inancının arkasındaki itici güç olmalı ...

Rusya’da fuar yatırımları yapan Almanya, 2015 Expo’ya ev sahipliğine aday olan ve Expo’ya ilk ev sahibi olan Milano rakibimiz olmalı, yaratıcılıkta halen bir örnek olabilecek Karadeniz Gemisi başaracaklarımızın ve inovatif yaklaşımımızın bir yansısı olarak kabul edilmelidir.

Markalaşmış Expo’nun, Türkiye’de düzenlenmesi için göstereceğimiz çaba, yetmişbeş yıldır varlığını sürdüren İzmir Fuarı’nı Marka Fuar haline getirme çabaları ile birlikte yol almalı; ilk yıllarında Amerika, Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, İsviçre gibi lider ülkeleri çatısı altında buluşturan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın, dünya markalarını Türkiye’ye taşıyacak bir Marka Fuar haline getirilmesi için gereken adımlar hızla atılmalı...

Başarılı ve sürdürülebilir markanın yolunun ise, iş hedefleriyle örtüşen iletişim stratejisinden geçtiği, kendileri de birer iletişim kanalı olabilen kurumların, ülkenin marka haline gelmesinde oynayacağı rolün önemi ise çıkış noktası olarak hatırlanmalıdır.

7 Ocak 2008 Dünya Gazetesi Fuarcılık Eki

 
Özgeçmiş Kitaplar Makaleler İletişim Güncel Okuma Listesi Ana Sayfa